Bakışlardan kalbe süzülen sevgi;
Aşk denen efsunlu naza dönüştü.
Bir ilkbahar gibi sardı içimi,
Sonra kavurucu yaza dönüştü.Tutuştu içimde yanıyor aşkın,
Her gün biraz daha kanıyor aşkın,
Artık dayanılmaz oluyor aşkın,
Yaraya basılan tuza dönüştü.Vuslat… serin serin saba rüzgârı,
Kavrulan kalbime şifa rüzgârı,
Önce yangınıma veda rüzgârı,
Sonra küllenerek toza dönüştü.
Yusuf Sezek
Teröristlerce şehit edilen genç öğretmenin hazin vedası…
90’lı yıllar… Öğretmen camiasından her gün bir yıldız kayıyor.
Anneme Veda
–Terör kurbanı şehit öğretmenlerin aziz hatırasına–
Elini öpüp ayrıldığım gün, Anne! Yüreğimi sende bıraktım… Sende bıraktım, çorak tarlayı, Çavdar ekmeğini, yağsız ayranı, Ekmeğine katık ettiğin Kuru soğanı… Dualarını aldım da geldim, Hasret sancısını sende bıraktım.
Şimdi bu garip köyde, senden uzakta; Sılamdan, evimden, obamdan ayrı, Gül yüzünden, bal sözünden ayrı Nasıl yaşayacaktım?
Okulum… Okulum virane yapı. Camları kırık, sıvası dökük, Kim bilir kaç yıldır kapısı örtük… Ve çocuklar… Mahzun gülüşler, solgun yüzler, Umutsuzluk denizinde Yakamozlar gibi Parlayan gözler.
Yanık bir türküyle tutuşur dilim, Yanık bir türküyle sızlar yüreğim!
Hani her elde bir kalem, Her gönülde bir ümit olacaktım. Gecenin karanlığına inat Bir yıldız gibi parlayacaktım.
Geceler… Bahtım gibi kara geceler. Geceler soluk soluk korkuyu, Geceler kurşun kurşun dehşeti, Geceler çığlık çığlık vahşeti Heceler…
Yine öyle bir gece… Bir rüya gördüm, acı bir rüya… Seni gördüm anne!… Gözlerinde nemli, donuk bir bakış Ne acı bakıştı anne, o bakış…
Bir an gözlerinde gördüm kendimi, Önce tomurcuklandı yaşlar, -Ne olur ağlama anne- Sonra süzüldü yanağından, Bir yıldız gibi kaydı Ve toprağa düştü!…
Yaşlı gözlerinden silindi resmim Toprağa düşen o damla bendim
O gece senin gönlüne düştü demek Benim tarifsiz acım. Evimin kapısı çalındı birden Kan ter içinde uyandım! “Kim o?” diyemeden kırıldı kapım! Bir anda dipçikler indi beynime, Sürüklendim, tekmelendim, hırpalandım!… Köy meydanında yakılmış Ateşin yanına Bir çuval gibi atıldım! Anladım ki rüyamı Hayra yoramayacaktım.
Meydana birikmiş bir yığın İnsan mı korkuluk mu belirsiz Başlardan oluşmuş geniş bir halka… Ümitsizce baktım etrafa… Kimsesizdim, Kimden medet umacaktım?
Önce zafer naraları Hep bir ağızdan: “Sonuna Kadar Savaş!…” “Özgürlük!” “İnsan Hakları!…” Benden istediler bütün bunları
Sonra çirkin sesiyle haykırdı biri: “Suçlu ayağa kalk!” Dizlerimin üstüne doğrulabildim, Demek bu savaşın suçlusu bendim!…
Silah sesleriydi duyduğum son ses!… Bir güvercin uçtu can kafesimden Kanat çırptı ufkun sonsuzluğuna Ak tüyler uçuştu gökyüzünde! Bir zeytin dalı düştü toprağa. Sonra karardı bir anda her yer Sessiz ve koyu bir karanlık… Ve benden uçtu, bendeki varlık…
Ateşin yanına yıkılan bendim, Yaşlı gözlerinden dökülen bendim!…
Hani mumdum?… Hani karanlıkları aydınlatacaktım? Hani bir kara gözlü körpe yavrunun Gönlüne güzellikler dolduracaktım? Hani her elde bir kalem, Her gönülde bir ümit olacaktım. Gecenin karanlığına inat Bir yıldız gibi parlayacaktım. Hani anne, İlk maaşımdan sana Elbise alacaktım!… ………… ………….
“145 Yıllık Türk egemenliğinin son Buda Valisi Abdurrahman Abdi İbrahim Paşa, bu yerin yakınında 1686 Eylül ayının 2. Günü öğleden sonra yaşamının 70. Yılında maktul düştü. Kahraman düşmandı, rahat uyusun!”
Budapeşte gezisinde beni en çok etkileyen mezar taşındaki bu yazıydı. Özellikle “Kahraman düşmandı” diye yazan Macarlar, yiğidi öldürmüş ama hakkını yememişlerdi.
Kale dibinde Minaresi kırık garip bir cami Tuna’ya bakıyor. Yılların yükünü almış omzuna Maziyi atiye taşıyor.
Secdelerden yoksun mihrabı, Fatihalara hasret kubbesi Kendi halinde zikrediyor Hakk'ı. Yâd ederken eski, güzel günlerini, Sabırla bekliyor Sadık cemaatini…
Tarifsiz bir hüzünle doluyorum. Sesler geliyor Kalenin burçlarından; Akıncıların kılıç sesleri Çın çın çınlatıyor kulaklarımı. Kalp atışlarım karışıyor nal seslerine. Bir Rumeli türküsü mırıldanıyorum; Rüzgâr eşlik ediyor nağmelerime:
"Akma Tuna, akma, ben bir dertliyim. Yar peşinde koşan, kara bahtlıyım." Sanmayın ki akan Tuna, Tarih akıyor; Şanlı zamanlardan, Gamlı zamana…
Şairin mısralarıyla irkiliyorum. "Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: 'İlerle!' Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle."
Heyhat!… Surlarda yankılanan haykırışlar Yok artık! Lala Mehmet Paşa, Şanı büyük Osman Paşa yok!
"Estergon Kalesi su başı durak Kemirir gönlümü bir sinsi firak…"
Minaresi kırık, garip cami İhtimal ki, Gönlün de kırık. Küskünsün, mahzunsun. Belli ki yeni akınlar, Yeni akıncılar bekliyorsun…
Gün olur, Devran döner mi bir gün? Haykırır mı bir daha Ak tolgalı beylerbeyi? Yankılanır mı Estergon’un surlarında Tekbir sesleri? Şanı büyük Osman Paşa Plevne’den çıkmam der mi? Düşer mi Estergon’un burçlarına Al bayrağın gölgesi? Yeşerir mi ümitler? Sürer mi atlarını yıldırım gibi Ufukta beliren Şanlı Türkler? Geçer mi bir daha, Bir yaz günü Tuna'dan Kafileler?